444 76 79
tr
Sosyal Medya Hesaplarımız

Argoma’dan Suluova’ya

Argoma’dan Suluova’ya

Suluova’nın bugünkü sınırları içerisinde yer alan bölgenin özellikleri konusunda ulaşabildiğimiz ilk yazılı kaynak Amasyalı meşhur coğrafyacı Strabon’dur. Yazmış olduğu Geographıka adlı eserinde İris(Yeşilırmak) nehrine karışan Lykos1 (Tersakan) Irmağından bahsetmektedir. Bu bölgenin sürekli sulandığından dolayı nemli olduğunu ve hiç kıtlık görülmediğinden, dağlarının ağaçlarla kaplı olduğundan dökülen meyvelerin ağaç yaprakları altında kalarak korunduğu için her mevsimde meyve bulunabileceğinden ve her tür yabani hayvanın bulunması nedeniylede avcılığa uygun olduğundan bahsetmektedir. Strabon yine aynı eserinde bölgede çok köy olması nedeniyle bu bölgeye “Bin Köy Bölgesi” demektedir.
ilçemizde bulunan höyüklerde yapılan yüzey çalışmaları sonucunda ortaya çıkan bulgularda tarihin ilk dönemlerin¬den beri ilçemizde çok sayıda yerleşim yerinin olduğunun göstergesidir. Suluova’da yüzey çalışmaları yapan Prof. Dr. Mehmet ÖZSAİT; Dereağıl, Kanatpınar ve Yoğurtçubaba’da Kalkolitik Çağ’dan Demir Çağı’na kadar uzun bir zaman dilimini ilgilendirecek buluntular verdiğini ve bundan dolayı, buralarda yapılacak sistematik kazılar sonucunda, yalnızca Suluova/Amasya’nın değil, aynı zamanda Karadeniz sahil kesimi ile Orta Anadolu’da mevcut bazı problemlerin belirli ölçüde aydınlanabileceği görüşünü taşımaktadır.
Selçuklu – Danişmend – Eratna Dönemi
Türkler yem zapt ettikleri topraklara yerleştikleri zaman, buradaki coğrafyayı çeşitli özelliklerine göre adlandırdıkları gibi, anayurtlarından tanıdıktan yer adlarıyla bulundukları yerleri adlandırarak anmak istemişlerdir. Kendi boy isim¬lerine (Salurca), yerleştikleri yerin şekline (Dereköy), geldikleri yerdeki köy isimlerine (Ayrancı), yerleştikleri yerdeki hayvan türlerine göre(Arucak), çeşitli sebeplerle harap hale gelmiş olan yerlere yerleşenler bulundukları yerin özel-liklerine göre (Akviran, Çukurviran) isimler vererek köyler ikame etmişlerdir.
Kurulan bu yerleşim merkezlerinde dervişler ve mutasavvıflar için tekke ve zaviyeler oluşturulurken; âlimler ve öğrenciler için de medreseler birer kültür müessesesi olarak inşa edilmiştir. İlçemizde bulunan Hakala/Kağala Medre¬sesi bu dönemde inşa edilmiştir. Medresenin yapılış dönemi ile ilgili bilgiye şuan Amasya Müzesi’nde bulunan Necmeddin er-Rufai’nin sandukası üzerine bulunan not ile ulaşılabilmektedir. Kaidenin baş ucunda “es-Seyyid eş-Şeyh Necmedin Yahya er-Rufai Rahimullah”yazısı, ayak ucunda ise “Inne recali Hamdullah fi seneti ihda ve seb’in ve seb’a mie” (771H/ 1369-70M.) yapım tarihini belirleyen kitabe vardır. Hakala/Kağala medresesi Osmanlı’nın son dönemine kadar Amasya bölgesinin kültür hayatına önemli katkılarda bulunmuştur.
Mezkur tarihte Eratna Beyliği’nin hakimiyet sınırları içinde bulunan bu türbeye benzer türbeler o tarihlerde hüküm süren diğer beyliklerde de karşımıza çıkmaktadır. Meselâ, Kastamonu’nun Kozyaka nahiyesine bağlı Türbe-I Adilbey veya diğer adiyle Boyacı Hafızoğlu divanında bulunan Candaroğulları’ndan Yakup Bey’in oğlu Emir Adil Bey’in türbesi (H. 763/1362 M), Eskişehir Sivrihisar Alemşah Türbesi. Karaman – Alaaddin Ali Bey Türbesi, Konya Ilgın Şeyh Bedrettin Türbesi gibi Necmeddin Yahya er-Rufai Türbesinde XIV. yüzyılda Anadolu’da yapılmış bir çok türbe gibi klasik Selçuklu türbeleri tarzında inşa edilmiştir.
Selçuklu döneminde ilçemizde kurulan önemli yerleşim yerlerinden biriside llarslan/Eraslan köyüdür. A. Hüseyin Hüsamettin Efendi’ye göre Eraslan/ilarslan köyü Selçuklular döneminde kurulmuş olup daha sonra Simre yapılarak Simre-i Eraslan olmuştur. Danişmendiler döneminde bölgede vukuu bulan en önemli olay Eraslan Köyü önünde olan Haçlı Savaşıdır.
Osmanlı Dönemi
Argoma (Ergoma, Arguma, Erguma) ismine İlk Osmanlı Dönemi’ne ait belgelerde rastlanmaktadır. Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’in “1520 Tarihli Tapu-Tahrir Defterine Göre Amasya Sancağı” ve Oktay ÖZEL ‘İn “Ana¬dolu kırsal kesiminde yerleşme birimlerindeki değişiklikler, nüfus ve toplum yapısı: Amasya Örneği (1576-1642)”‘ konulu tez çalışmala¬rında Osmanlı döneminde bölgeye Argoma isminin verildiği görülmek¬tedir. Ancak her iki çalışmada da Ar¬goma diye bir yerleşim merkezi bulunmamakta. bölgeye verilen genel isim olarak karşımıza çıkmaktadır.Osmanlı döneminde sık karşılaşılmamakla birlikte, birçok köyden oluşan ve herhangi bir merkezi olmayan kaza veya nahiye isimlerine rastlanmaktadır.
Argoma kelimesinin manası ve nereden geldiği konusunda kayıtlarda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Konuyla ilgili Amasya Tarihi isimli eserinde A.Hüseyin Hüsamettin Efendi herhangi bir kaynak belirtmeden; Argoma ismi Oğuz Han’ın sancağı altında hizmet eden Karsan Hân sülalesinden Argun Han’ın Amasya’yı idare ettiği ve Argoma – Arhuni- ye Kal’ası’nın bu Argun Hân’ın eseri olduğunu ve ismini ondan almış olabileceğini söylemekte ve Argoma kelimesinin Argun’dan geldiğim ve kelimenin manasında merd-i kamil olduğu açıklamasını yapmaktadır.
1520 Tarihinde, Argoma nahiyesinde yer alan köylerden bir bölümünün geliri Argoma Nahiyesi Kalesine ayrıl¬mıştır. Kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı ve nerede bulunduğuna dair kaynaklara dayalı herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır.
Kale hakkında en ayrıntılı bilgi yine Amasya Tarihi müellifi Hüseyin Hüsamettin Efendi tarafından verilmektedir. Her¬hangi bir kaynak belirtmeden; “Amasya’nın etrafında 7 kale olduğunu ve bu kalelerin isimlerinin; Argoma, Enderun, Balus, Harşene, Zemendu, Fon, Kelkis karaları olduğunu” söylemektedir. Argoma Kafasının yerini ise; “Suluova’ya nazır olan şimal boğazının müntehasına karib(sonuna yakın) bir mevki’inde, boğazın iki tarafında karşılıklı olarak bina idilmiş olduğu, harabe-i hafifesinden anlaşılmakda olup gerek boğaz ve kal’a gerek önünde bulunan cesim ova Ârguma namıyla meşhur ve kuyud-ı atikada muharrerdir.” diyerek tarif etmektedir. Argoma kelimesinin manası ve kalenin yapılışı İle ilgili olarak da; “bu ismin sureti Argoma, Argomas, Argunama, Argunamas gibi eşkal-i muhtelifede mukayyed olduğuna bakılırsa Argun Amas şeklinden muhaffef olduğu zahir olur. Şu tahfif-i zahiri, bu kal’anın Argun amas tarafından bina idildiğini ihtar ve eski Türklerin asar-ı kadimesinden olduğunu iş’ar itmektedir ” diyerek ko¬nuyla ilgili bilgi vermektedir.
Suluova’nın bugünkü sınırları göz önüne alındığında mevcut köylerinin Osmanlının ilk dönemlerinde Argoma ve Akdağ nahiyelerinin sınırlan içerisinde yer aldığı görülmektedir. Hüseyin Hüsamettin Efendi her ne kadar Argoma’nın Hakala olduğunu belirtmesine rağmen 1520’li tarihlerde Hakala, Akdağ nahiyesinin merkezi durumundaki bir kasabadır. Argoma ise ayrı bir nahiye olarak görülmektedir.
Argoma nahiyesine bağlı köy İsimleri incelendiğinde, Argoma ismiyle herhangi bir yerleşim yerinin bulunmadığı, bu kelimenin bölgenin genelini tanımlamak İçin kullanıldığı anlaşılmaktadır. Osmanlı’da kaza ve nahiye isimleri genel¬likle yerleşim yerlerinin isimlerinden oluşmasına rağmen azda olsa, bilhassa Türkmen aşiret hayatının zaruri kıldığı bazı hallerde hiçbir kasaba veya şehir olmaksızın, sadece belli bir köyler grubu halinde teşkil olunmuş kazalara da rastlanır. Fakat bunların umumi kaideyi bozmadıkları görülür. Kaza merkezi olan şehirlerin büyük çoğunluğu, Osmanlı öncesi devirlerde de bulundukları bölgenin siyasî, iktisadî ve kültürel yönden de merkezi durumunda olan yerlerdir. Argoma nahiyesi de bu istisnalardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Argoma Nahiyesi:
Amasya’nın kuzeyinden başlayarak, Havza (Simre-i Ladik), Ladik, Gümüşhacıköy (Hacıköy o dönemde Argoma’nın köylerinden biridir), Vezirköprü, Merzifon (o dönemde 6 köyü bulunmaktadır”) ve Çorum sınırlarına kadar ulaşan oldukça geniş bir alan Argoma nahiyesi olarak kayıtlara geçmiştir.
1520 tarih ve 387 nolu tahrir defterinde nahiyeye bağlı 1 kasaba, 141 köy ve 20 mezraa bulunmaktadır. Bu köylerden 1’i padişah hassı (Salurca), 3’ü mirmiran hassı (Kanu, Karaman, Kulu), 127 köy ve 20 mezraa ise timardır.Tımar olan köylerden 126’sı sipahi ve zaimlere 11’i ise kale muhafızlarına verilmiştir. Divanî ve malikane timar sistemi uygula¬nan köylerden alınan vergilerin çoğunluğu bölgede bulanan imaret ve vakıflara verilmiştir.
Oktay ÖZEL’in yapmış olduğu tez çalışmasında ise 1576-1642 döneminde toplam 161 yerleşim yerinin Argoma na¬hiyesine bağlı olduğu görülmektedir. İki dönemde bulunan köy isimlerini karşılaştırdığımızda bölgede yeni yerleşim yerlerinin oluştuğunu görmekteyiz. Suluova ovasında günümüzdeki köy sayısından daha fazla köy ve mezra bulun¬maktadır.
Akdağ Nahiyesi:
Amasya Tahriri’nin yapıldığı yıllarda, Akdağ Nahiyesi’ne bağlı 1 kasaba, 48 köy ve 1 mezraa bulunmaktadır. Bu köyler¬den bir tanesi padişah hassı (Ağaçviran-Akören), geri kalan 47 köy, kasaba ve bir mezra tımardır. Timar olanlardan 30 köy, kasaba ve bir mezra zaim ve sipahilere, 14 köy ise mustahfızana(kale muhafızları) verilmiştir.
Suluova’nın bugünkü sınırlan içerisinde yer alan özellikle orman köylerinin o dönemde Akdağ nahiyesine bağlı olduğunu görmekteyiz. Uzun yıllar nahiye merkezi olarak Hakala kasabası görülmektedir. Hakala’nın nahiye olmasından sonra Akdağ Nahiyesi’nin merkezi Akviran Köyü olmuştur.
Osmanlı idari teşkilatı, tarihlere göre farklı bölünmelere uğramıştır. Bir donem bir eyalete bağlanmış bulunan sancak, kaza ve hatta nahiyeler, zaman içerisinde, diğer bir eyalete, sancağı veya kazaya bağlanmış ve onun içinde yer almış olarak görülebilir. Argoma Nahiyesi de zaman içerisinde bu değişime uğramıştır.
22’nolu (M. 1697-1699) Amasya Ser’iyye Sicili’nde Amasya Sancağı’nın merkezi olan Amasya Merkeze bağlı Geldigelen, Akdağ, Hakala ve Ezine olmak üzere dört kazâsı mevcuttur. Görüldüğü gibi Hakala Köyü, Akdağ Nahiyesi’nden ayrılarak nahiye yapılmıştır. Argoma bölgesindeki köylerin bir kısmı Hakala’ya, diğer köyleri ise bölgedeki diğer nahi¬yelere bağlanmıştır. Böylece Argoma’nın nahiyeliği sona ermiştir.
Osmanlı döneminde bölgede vuku bulan en önemli olay, Çelebi Mehmet ile Kara Devletşah arasında Hakala’da meydana gelen savaştır. Hoca Sadeddin Efendi “Tâcu’t-Tevârih”de; “1402 tarihinde yapılan Ankara Savaşı’nda Sultan Yıldırım Bayezıd’in esir olması neticesi devlet başsız kalmış, ülkede kargaşa baş göstermiş, galip kuv¬vetler başkent Bursa’yı dahi soygun ve yağmalarla talan eylemiştir. Çelebi Mehmet durumun kötülüğünü görerek, Amasya’da beklemenin ve bölgesini korumanın daha hayırlı olacağını düşünerek gerekli çarelere baş vurduğu sırada, sınır boyla¬rında bulunan Türkmenlerden Kara Devletşah’ın Timur’a çıkarak onun mührünü taşıyan buyruk ile Osmanlı topraklarına saldırmak üzere bin (1.000) kadar adamıyla Amasya civarındaki “Kağala” denilen yerde konaklamış olduğu öğrenildi. Çelebi Mehmed askerlerini toplayarak Kağala’ya geldi. Daha savaşın başında Kara Devletşah gözüne isabet eden bir ok ile attan yuvarlandı ve askerler tarafından öldürüldü. Başsız kalan adamları dağılarak mağlup oldular ve savaş sona erdi.” diye bah¬setmiş olduğu tarihi vakıa sonrasın¬da Çelebi Mehmed Amasya Kalesine yerleşmiş ve Osmanlı Devleti’nin tekrar toparlanma mücadelesine başla¬mıştır. Hakala Köyü bir nevi Osmanlının tekrar toparlanmasının başlangıç noktası olmuştur.
Kara Devletşah’ın askerleriyle birlikte konaklamak İçin Hakala Köyü’nü seçmesini o dönemde köyün gelişmişliğinin göstergesidir.Koyun ismi Evliya Çelebi’nin Seyahatname isimli eserinde de Kağla olarak geçmektedir.Cumhuriyet döneminde Hakala köyünün ismi Yolpınar olarak değiştirilmiştir.
Ankara Savaşı (1402) sırasında bu karyede oturan Türkmen aşireti reislerinden Hacı Mehmed Bey’in Sultan Çelebi Mehmed Han’a ciddi ve yararlı hizmetleri olduğundan kendisi ve sülalesi bu nahiyenin şerefi olarak kabul edilir. Bu sülaleden Kasım Bey Abdullah Paşa, Mirza Bey gibi beylerbeyi ve devlet adamları çıkmış, Silahdaroğulları adıyla anılan bir kolundan da Musa Paşa, Büyük Cafer Paşa, Topal Yusuf Paşa ve Ahmed paşa gibi vezirler ve devlet adamları görülmüştür. Topal Paşa oğulları Amasya’da Topaloğulları namıyla şöhret bulup yeniçeri reislerinden olmuşlar.