444 76 79
tr
Sosyal Medya Hesaplarımız

Tapu Tahrir Defterleri

Tapu Tahrir Defterleri

Osmanlı imparatorluğumda yeni fethedilen memleketlerin umumi vaziyeti, Türk-İslam devletlerinden intikal eden usul ve kaidelere göre uygulanacak idadi teşkilat esasları dahilin de tespit edilirdi kİ bu İşleme “tahrir” denirdi 1. Tahrirler, Osmanlı İmparatorluğumda tımar sisteminin uygulandığı eyaletlerde yapılan nüfus ve vergilendirilebilir kaynakları tespit için yapılan sayımlardır. Tahrir yapmanın esas amacı, eyaletlerdeki nüfus ve gelir kaynaklarını tespit etmek ve bunları devlet görevlilerine, şahıslara ve vakıflara, hizmetleri karşılığında, maaş, mülk ve gelir olarak dağıtmaktı. Gelirlerin bu yolla dağıtımı, Osmanlılara, direk merkezi hazineden ödeme yapmaksızın, ordu beslemelerim, topluma her türlü sosyal hizmetler götürmelerini kolaylaştırıyordu.
Osmanlı İmparatorluğumun canlı bir tablosunu göz önüne seren tapu tahrir defterleri incelendiği zaman belli bir tarihte imparatorluğun herhangi bir bölgesinde köy, kasaba, hatta kırsal kesimdeki mahalle ve mezralarda bulunan vergi mükellefi erkek nüfusun sayısı, bunların ne miktarda toprak işlediklerini ve devlete vermekle sorumlu tutuldukları vergileri açıkça görmek mümkündür. Her köyde mevcut has, tımar, vakıf, özel kurum ve mülk toprakları, üretim ve ürünleri, yetiştirilen hayvanların cins ve sayıları bu defterlerde mevcuttur’.
Osmanlı idari teşkilatı, tarihlere göre farklı bölünmelere uğramıştır. Bir dönem bir eyalete bağlanmış bulunan sancak, kaza ve hatta nahiyeler, zaman içerisinde, diğer bir eyalete, sancağa veya kazaya bağlanmış ve onun içinde yer almış olarak görülebilir’. Bu nedenle tahrirde yer alan bütün köylerin yerine, tahririn yapıldığı dönemdeki hane sayılan, yalnız yaşayan erkek nüfus ve vergiye tabi kişilerin sayılarını kitabımıza almış bulunmaktayız.
Suluova’nın bu günkü sınırları içerisinde yer alan köyler; tahririn yapıldığı dönemde Arguma (Erguma-Argoma) ve Akdağ nahiyelerinin sınırları içerisinde yer almaktadırlar.
Tahrirde Arguma nahiyesine bağlı 1 kasaba, 141 köy ve 20 mezra bulunmaktadır. Bu köylerden 1″i padişah hassı, 3’ü mirmiran hassı, 127 köy ve 20 mezra ise tımardır. Tımar olan köylerden 126’sı sipahi ve Zaimlere 11’i ise kale muhafızlarına verilmiştir ’.
Akdağ nahiyesine bağlı 1 kasaba, 48 köy ve 1 mezra bulunmaktadır. Bu köylerden bir tanesi padişah hassı, geri kalan 47 köy, kasaba ve bir mezra tımardır. Tımar olanlardan 30 köy, kasaba ve bir mezra zaim ve sipahilere, 14 köy ise mustahfızana verilmiştir’. Aynı tahrirde Merzifon’a bağlı 6 köy, Ladik’e bağlı ise 45 köy ve 8 mezraa bulunmaktadır.
Kaynak olarak aldığımız 387 nolu tahrir defteri XV ve XVI. Yüzyıllar Karaman ve Rum Eyaletlerinin 956/1520 yılında tamamlanan tahririnin sonuçlarını gösteren bir maliye evkaf icmal defteridir.

Timar Sistemi
En sade tanımıyla timar, devlet görevlilerine hizmetleri karşılığında, belli bir bölgenin vergi toplama yetkisinin devredilmesi anlamına gelmektedir. Fonksiyonlarına göre tlmarlar has, zeamet ve timar olarak üç kategoriye ayrılmaktadır. Bunlar arasından haslann, havass-i hümayun ve havass-i vüzera ve ümera olmak üzere İki türü bulunmaktadır. Havass-i hümayun Sultan’a ait olmasıyla diğer kategorilerden ayrılmaktadır. En zengin ve güvenilir gelir kaynaklan Sultan için bu kategoride toplanmıştır. Havass-i vüzera ve ümera ise, yüksek rütbeli devlet görevlilerine ve beylerbe¬yi, sancak beyi gibi eyalet yöneticilerine tahsis edilmiştir1.
Malikane Umarlar
Mâlikane timar terimi ile mâlikane-dlvanl sisteminin uygulandığı bölgelerdeki tımarlara atıfta bulunulmaktadır2. Konya civarından başlayarak, değişik derecelerde Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmında ve Kuzey Suriye’de rastlanan mâlikane-divanı sistemi, İslam devletlerinden kalan topraklar üzerinde, Osmanlı Devleti ile mahalli aristokrasi arasındaki uzlaşmanın neticesinde ortaya çıkmıştır ve timar sisteminin mahalli şartlara uyumunun tipik bir örneğini teşkil etmektedir.
Mâlikane-divani sisteminde, mâlikane sahipleri yalnızca toprağın mülkiyetine sahip olmaktan doğan haklara sahipti. Bu nedenle toprağı islemekte olan köylülerden yalnızca toprak kirası talep edebiliyorlardı. Mâlikane hissesi tabir edilen bu toprak kirası, mahalline göre ürünün değişik oranlanna (1/10, veya 1/5) tekabül etmekteydi.
8unun haricinde kalan diğer bütün vergileri köylü, divani hissesi adi altında, devlet görevlilerine ödemekle yükümlüydü. Bu durumda sistemin geçerli olduğu her köyün, biri mâlikane diğeri de divani olan iki hissesi, dolayısıyla da iki sahibi bulunmaktadır.
Mâlikane hissesi sahibi, mülkü olarak tasarruf ettikleri topraklarda satma, miras bırakma, paylaşma ve vakfetme gibi haklara sahiptir.
Sistemde, yalnızca divani hissesi veya divani ve mâlikane hissesi birlikte, iki baştan, timar olarak tahsis edilmektedir, ilk durum hisseler ayrı ayrı şahıslara, ikinci durum İse ayni sahsa tevcih edildiğinde geçerli olmaktadır. Hisse veya hisselerin tımar olarak tahsis edildiği durumlarda, hisse sahipleri, normal bir timar sahibinin yükümlü olduğu askeri hizmetleri yerine getirmektedir. Mâlikane divani sistemi, uygulandığı esas bölgeyi teşkil eden Amasya-Tokat-Sivas civannda 16. yüzyılın ortalarına kadar devam etmiş ve bu dönemde, mülklerin satın alma veya diğer yollarla tasfiye edilmesiyle ortadan kalkmıştır.

İmarethaneler:
Sosyal Yardımlaşmayı toplum içerisinde destekleyici nitelikte olan en önemli tarihi eserlerimizden biride imaretlerdir. Türkçede daha çok “aşhane ve aşevi” olarak tanınan bu hayır kurumlan tarihte devlet, vezirler ve zenginlerin bağışlarıyla kurulmuş gayrimenkul gelirleriyle desteklenmiş ve bu kuruluşlar için özel binalar yapılmıştır. Cami, medrese, hastane, aşhane, misafirhane, han gâh, türbe, kale ve minare gibi yapılar genel manada düşünüldüğünde imaret kapsamına girmektedirler.
Osmanlılarda medrese öğrencilerinin parasız olarak yemek yediği imaretler aynı zamanda o semtin, yoksullarının ve gelip-geçen misafirlerinin sabah-akşam yemek yedikleri yerlerdi. Yemeğin dışında, bu kimselere uç, beş hatta on akçe diş kirası verilirdi. Bu çeşit imaretlerin ilki, 1336’da Sultan Orhan tarafından İznik’te kurulmuştur. Bu kurumu bizzat açan Orhan Gazi, kendi elleriyle yoksullara yemek dağıtmış, ışıkları yakmıştır. II. Murat’ın saraydaki âlimlere imarette verdiği yemekte bizzat hizmet yaptığı bilinmektedir.
Suluova’nın bugünkü sınırlarının içerisinde bulunan köylerin Osmanlı İmparatorluğu döneminde Argoma ve Akdağ nahiyelisine bağlı oldukları ve bu köylere ait arazilerden elde edilen gelirlerin büyük çoğunluğunun vakıflara gittiği görülmektedir.